Sevgi ve Bilgi Sonsuzdur: Yavuz Yekta Bey’den Kalan Bir Ney
Kutluhan TOZOĞLU
Bazı hocalar insana bir şey öğretir. Bazıları ise öğrettiklerinin yanında, hayat boyunca taşıyacağı bir iz bırakır.
Neyzen Yavuz Yekta Bey benim için böyle bir hocaydı.
Üniversite yıllarımda kendisiyle tanışma, öğrencisi olma ve onunla meşk etme imkânım oldu. Türk mûsikisinin yalnızca notalarla değil, hocadan talebeye aktarılan bir kültür ve terbiye ile yaşadığını onun yanında daha iyi anlamaya başladım.
Yavuz Yekta Bey aynı zamanda Türk mûsikisi tarihinin önemli isimlerinden Rauf Yekta Bey’in torunuydu. Rauf Yekta Bey; Türk mûsikisi nazariyatı, makam sistemi ve müzik araştırmaları üzerine yaptığı çalışmalarla büyük bir miras bırakmıştı. Böyle bir aile geleneğinin içinde yetişmiş olan Yavuz Yekta Bey ise bu mirası yalnızca muhafaza eden değil, öğrencilerine aktararak yaşatan bir insandı.


Onun sık sık söylediği bir söz vardı:
“Sevgi ve bilgi sonsuzdur.”
Yıllar geçtikçe bu cümlenin ne anlama geldiğini daha iyi anladım.
Yavuz Yekta Bey, uzun yıllar derslerinde kullandığı neyini ve ney çantasını bana vermişti. Benim için bu, yalnızca bir müzik aletinin hediye edilmesi değildi. Bir hocanın yıllarca nefes verdiği, öğrencilerine ders verirken kullandığı bir neyi elinize aldığınızda onun taşıdığı hatırayı da hissediyorsunuz.
Hayat beni daha sonra Kazakistan’a götürdü.

Ve bir gün kendimi, hocamın bana verdiği aynı neyle Kazak öğrencilere ney dersi verirken buldum.
İstanbul’da hocamın karşısında öğrenci olarak otururken başlayan bir meşk, yıllar sonra binlerce kilometre ötede başka gençlerle devam ediyordu. Belki “sevgi ve bilgi sonsuzdur” derken kastettiği şeylerden biri de buydu. Bilgi bir insanda kalınca sınırlıdır; paylaşıldıkça yoluna devam eder. Bir nefes başka bir nefese, bir makam başka bir kulağa ulaşır.
Yavuz Yekta Bey’le ilgili unutamadığım bir başka hatıram ise ilk bestemdir.
İlk bestemi yaptığımda büyük bir heyecanla kendisine götürüp gösterdim. Çok memnun olmuştu. Beste yapan genç bir öğrencisinin heyecanını küçümsemek yerine onu teşvik etmişti.
Sonra bestenin altına kendi el yazısıyla şu cümleyi yazdı:
“Dünyadaki en özgür insanlar bestekârlardır.”
O gün bu söz beni mutlu etmişti. Bugün ise anlamını çok daha iyi kavrıyorum.
Bestekâr, henüz dünyada olmayan bir melodiyi kurar. Bir sesi istediği yere götürür, bir duyguyu biçimlendirir ve sonunda kendisine ait yeni bir dünya meydana getirir. Belki de Yavuz Yekta Bey’in sözünü ettiği özgürlük tam olarak buydu.
Bugün müzikle yeniden daha yoğun ilgilenirken ilk bestemden, meşk günlerinden ve bana bıraktığı neyden kalan hatıraları daha sık düşünüyorum.
Rauf Yekta Bey’den Yavuz Yekta Bey’e, ondan öğrencilerine ve İstanbul’dan Kazakistan’a uzanan görünmez bir mûsiki zinciri…
O zincirin küçük bir halkası olabilmiş olmak benim için büyük bir kıymet.
Çünkü hocamın dediği gibi:
Sevgi ve bilgi gerçekten sonsuzdur.
Kutluhan TOZOĞLU


