Muztau: Çocukluğumun Ergenekon’undan Hayatımın Altaylarına

Kutluhan TOZOĞLU


Çocukluk yıllarımda bazı kelimeler benim için yalnızca tarih kitaplarında geçen isimler değildi: Atayurt, Türkistan, Turan, Altay, Ergenekon…

Bu kavramlarla büyüdüm. Türklerin anayurdundan, Altaylardan, Ergenekon’dan çıkış destanından söz eden kitapları okurken bütün bunlar bana çok uzak ama bir o kadar da yakın gelirdi. O yıllarda bir gün hayatın beni gerçekten o coğrafyaya götüreceğini elbette bilmiyordum.

Yıllar sonra yolum Kazakistan’a düştü. Orada yaşadım, eğitim aldım ve bir aile kurdum. Daha da ilginci, eşim Danara’nın ailesi Doğu Kazakistan’ın Katonkaragay bölgesinden, yani Altayların ve Muztau’nun bulunduğu coğrafyadan geliyordu.

Muztau – Мұзтау, Kazakçada “Buz Dağı” anlamına gelir. Rusça adıyla Beluha olarak da bilinen bu görkemli zirve, Altayların en yüksek ve en etkileyici noktalarından biridir. Çevresindeki yüksek dağlar, vadiler ve dış dünyadan ayrılmış hissi veren doğal yapı, insanın zihninde eski Türk destanlarını ister istemez canlandırır.

Benim için bu coğrafyayı daha da özel hâle getiren ise Kazak akademisyenlerin bölgede yaptığı arkeolojik araştırmalar oldu.

Muztau’nun yükseldiği geniş Katonkaragay coğrafyasında, Karakaba Vadisi’nde yapılan kazılarda Türk dönemine ait mezarlar, at gömüleri, silahlar, demir eşyalar ve başka arkeolojik buluntular ortaya çıkarıldı. Bölgenin yüksek dağlarla çevrili yapısı ve eski Türk kültürüne ait izler, bazı araştırmacıların dikkatini Ergenekon Destanı’na çevirdi.

Uluslararası Türk Akademisi’nin dönemin başkanı Prof. Dr. Darhan Kıdırali başta olmak üzere bazı araştırmacılar, bölgenin coğrafi özellikleriyle arkeolojik buluntuların Ergenekon anlatısıyla dikkat çekici benzerlikler taşıdığını dile getirdi. Bu gelişmeler o yıllarda basına daha iddialı bir ifadeyle, “Ergenekon bulundu” başlığıyla yansıdı.

Elbette bugün bilimsel olarak “Ergenekon kesinlikle burasıdır” demek mümkün değildir. Destanların tarihî gerçeklikle nerede birleştiğini belirlemek her zaman kolay olmaz. Fakat benim için meselenin bilimsel tartışmanın ötesinde çok kişisel bir tarafı vardı.

Çocukluğumda Ergenekon’u okurken Altaylar benim için uzak bir Atayurt idi. Yıllar sonra hayat beni Kazakistan’a götürdü. Sonra öğrendim ki Ergenekon’un izlerinin arandığı coğrafya, eşimin ailesinin geldiği topraklardı.

Bu tesadüf beni derinden etkiledi.

Belki de bu yüzden yıllar sonra Türkiye’de kurduğum ve bugün inşaat faaliyetlerimi sürdürdüğüm şirketin adını Atayurt İnşaat koydum. Yaptığım ilk yedi villalık sitenin adı ise Yedisu – Жетісу oldu.

Bunlar benim için yalnızca şirket veya proje isimleri değildi. Çocukluk yıllarımda zihnime yerleşen bir coğrafyanın ve düşünce dünyasının, yıllar sonra hayatımın başka bir döneminde yeniden karşıma çıkmasıydı.

Anadolu’da büyüyen bir çocuğun zihnindeki Türkistan ve Altay hayali; yıllar sonra yaşadığı ülkeye, kurduğu aileye, yaptığı işe ve hatta inşa ettiği yapıların isimlerine kadar uzanmıştı.

Belki insan bazı coğrafyalara önce bedeniyle değil, hayalleriyle gider.

Benim Muztau ile ilişkim de biraz böyle oldu.

Önce çocukluğumun Ergenekon’unda vardı.

Sonra hayatımın Altaylarına dönüştü.

Kutluhan TOZOĞLU