Selam Canlar;
Rıza Gürbüz
Ulusları ulus yapan, geçmişten gelen ortak paylaşımları olmalı diye düşünüyorum. Dili, tarihi, vatan bilinci, bayramları, depremleri, savaşları yani birlikte yaşama iradesi değil midir?
Diğer ulusları bilmem ancak benim yüce ulusum; gerek huzurlu, mutlu günlerinde gerek zor günlerinde bir olmayı başarmış velakin kısa bir süre sonra bu bilincin üzeri toz tutmaya başlamıştır. Dile kolay, 5000 yıllık bir tarihten, ulustan bahsediyorum.
Önümüzdeki günlerde 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı tüm ülkece kutlayacağız. İsterim ki o yıllara, yani Zafer Bayramı’nın bize hediye edildiği 1920’lere bir gidelim. Nedir bu 30 Ağustos Büyük Taarruz Başkomutanlık Meydan Muharebesi…
Ağustos ayının son günleri, bozkırın insan tenini kavurduğu en zor günler. Mustafa Kemal Paşam komutasında, Dumlupınar’da, Yunan işgalcilere karşı kazanılan; ülkemizde ve yavru vatanda kutlanılan ulusal bir bayram.
Peki 30 Ağustos’tan önce durum nasıldı? Nedir bu Türk askerini, komutanlarımızı ve Mustafa Kemal Paşamı ayrı kılan?
26 Ağustos’ta Kocatepe’de Büyük Taarruz başlıyor. 27’sinde, hamdolsun, Afyon düşman işgalinden kurtarılıyor. Büyük gün; tarihin kaderinin değiştiği, Türk milletinin üstündeki tozu silkelediği 30 Ağustos 1922. Yunan orduları, kendine çok güvense de Dumlupınar’da hezeyana uğruyor, yeniliyor ve ertesi gün hepimizin o çok iyi bildiği emir geliyor:
“Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!”
Sana çok kişinin bilmediği, taarruz zamanı gelişen, gerçekten yaşanmış birkaç anekdot paylaşmak isterim ki savaşın sadece topla tüfekle değil; satranç misali stratejiyle, imanla, inançla kazanıldığını bilesin.
Paşam, tüm ordu komutanlarını bir araya getirmek için 28 Temmuz 1922’de Subaylar ve Ordu Karması adı altında Akşehir’de bir futbol maçı düzenler. Bu maç sayesinde tüm komutanlarla toplanıp taarruz planının son hali görüşülebilmiştir.
Paşam, Hakimiyet-i Milliye gazetesine ilan verir: “Mustafa Kemal Paşa, Ankara’da çay daveti veriyor,” diye. İngiliz istihbaratı ve Yunan ordusu Paşa’yı eğlencede sanırken O, cephe hattına çoktan hareket etmiştir. Plan o kadar gizliydi ki annesi Zübeyde Hanım’a dahi çay davetinde olduğunu söylemiştir.
Taarruzun başlayacağı günün gecesi Anadolu’nun dış dünya ile bütün irtibatı kesilmiş; haberleşme ağları, telgraf hatları, postaneler tamamen kapatılmıştır. Avrupa devletleri ve Yunan Ordusu Genelkurmayı günlerce net bir bilgi akışı alamamıştır.
Albay Halit Bey tarafından esir alınan Trikupis dahi Yunan hükümetinin telsiz hatları kesik olduğundan Yunan Ordusu Başkomutanı olduğunu Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın çadırında öğrenmiştir.
30 Ağustos 1922 Zafer Bayramı gurur, ümit, geleceğe güvenle bakmayı sağladı; okudun bunları. Peki hep böyle miydi? Şimdi sana bir anı anlatayım, sen karar ver:
1912 yılında Balkan Savaşı’na giden Çetmili Ali Çavuş evine dönemez. 10 yıl sonra Dumlupınar’da, alayına yeni katılan askerler arasında tesadüfen görür oğlu Mehmet’i. Kan mı çeker bilinmez; zorda olsa tanır Mehmet’ini, adı güzelini. Kavuşurlar alayda ancak bu kavuşma kısa sürer. 31 Ağustos’ta şehit olur babasının kollarında genç Mehmet. Çetmilli Ali Çavuş ise bırakmaz oğlunun peşini, aynı günün akşamında şehadete kavuşur. Bugün Dumlupınar Şehitliği’ndeki Baba-Oğul Anıtı bu olayı simgeler.
Bir ulusun zaferidir 30 Ağustos. Bu yıl zaferimizin yıl dönümünü neşe ve gurur içerisinde kutlayacağız. Bu minvalde;
Savaş zamanı varını yoğunu gözünü kırpmadan hibe eden atalarıma,
Şehadet şerbetini içmek için koşa koşa savaşa giden, şehitlik mertebesini en üst mertebe gören Türk Mehmetçiğine,
Mim Mim Grubu’na, Hüsamettin Ertürk’e ve Topkapılı Cambaz Mehmet’e, Gavur Mümin’e (Mümin Aksoy), Kara Fatma’ya, Gördesli Makbule’ye, Çete Emir Ayşe’ye, Halide Onbaşı’ya, Küçük Nezahet’ime ve siz okurlarımın izniyle;
Gazi Mustafa Kemal Paşama…
Teşekkür eder, emanetlerine sahip çıkacağıma SÖZ VERİRİM…
Rıza Gürbüz


