Meslek ve Üretimin Geleceği

Ramazan SARI

Merhaba sevgili dostlarım,

Daha önce de paylaştığım gibi, lise eğitimimi Endüstri Meslek Lisesi Torna-Tesviye bölümünde tamamladım. Ülkemizin o dönemde de, tıpkı bugün olduğu gibi, üretime ve bu üretimi sırtlayacak yetişmiş insan gücüne ciddi bir ihtiyacı vardı. Ben de büyük bir istekle; biraz çevresel, biraz da ekonomik dinamiklerin etkisiyle bu yola adım atmıştım.

Bizim dönemimizde meslek liselerindeki yüksek başarılı son sınıf öğrencileri, özel beceri elemelerine katılır; il, bölge ve Türkiye geneli yarışmalarda ter dökerdi. Bu elemelerde ilk 3’e giren öğrenciler, Türkiye’nin köklü sanayi kuruluşlarında, yüksek maaşlarla istihdam edilirdi. Şüphesiz ki bu vizyon, teknik personel olmayı hedefleyen gençler için muazzam bir motivasyon kaynağıydı.

Bugün geldiğimiz noktada ise birbirini izleyen hükümetlerin ve eğitim politikalarına yön veren yetkililerin, üretimin ana damarı olan meslek liselerini arka plana itmesi, üretim hatlarında çok ciddi krizlere yol açtı. Mevcut sistemde, sadece zorunlu eğitim süresini tamamlamaya odaklanan bir genç mezun olduğunda, artık mesleki terbiye almak ve zanaat öğrenmek için çok geç kalmış oluyor; üretim sahasından tamamen uzaklaşıyor.

Öte yandan meslek liselerini seçmeyi düşünen öğrenciler de bu okulların kendilerini üniversite sınavına yeterince hazırlayamayacağı kaygısını taşıyor. Oysa içinde bulunduğumuz bu yapısal krizi, rasyonel ve pratik adımlarla çözmek son derece mümkün.

Eğer meslek lisesi öğrencilerini ilk yılın ardından doğrudan sanayi ile buluşturursak, eğitimleri sadece okul atölyeleriyle sınırlı kalmazsa, kendilerine cüzi bir gelir sağlanıp sigortaları erken yaşta başlatılırsa meslek liseleri yeniden bir çekim merkezi haline gelebilir. Günümüz gençliği, deyim yerindeyse “yağ ve pas içinde” çalışarak parlak bir gelecek inşa edemeyeceğine inanıyor. Çok daha temiz, zahmetsiz ve hızlı para kazanabileceği alanlara yönelerek üretimden uzaklaşıyor. Elbette sosyal medyanın ve çevrelerindeki olumsuz rol modellerin de bu eğilimde payı büyük.

Kolay yoldan ve hızla zenginleşme vaat eden çağın bu popüler illüzyonu, parlak ve dinamik gençlerimizi üretim yapmadan da refaha ulaşılabileceği yalanına kolayca ikna ediyor. Ancak gençlik enerjisi tüketildiğinde geriye; bilgiden, tecrübeden ve zanaattan yoksun, üretim yeteneğini kaybetmiş atıl bir toplum kalma riski doğuyor.

Büyük bir felaket göz göre göre yaklaşırken, bu süreci yönetmekle yükümlü olanlar ne yazık ki en temel önlemleri bile almaktan uzak duruyor.

Dilerim toplum olarak bu yapısal tehlikeyi çok geç kalmadan fark eder, kalıcı çözümler üretebiliriz.

Ramazan SARI