Ai
Ramazan SARI
Merhaba sevgili dostlarım,
Bir haftalık kısa bir ara verdiğim için sizden özür diliyorum. Malumunuz, üniversite kayıt dönemiydi. Ben de kızımın kayıt işlemlerine yardımcı olmak için sizden bir haftalık müsaade istemiştim.
Bu hafta size, benim hep mesafeli olmaya çalıştığım, hatta işin gerçeği bir türlü ısınamadığım “yapaylık” kavramından kendi bakış açımla bahsedeceğim.
Kendimi bildim bileli doğal olmayana karşı hep mesafeli olmuşumdur. Bu bahsettiğim durum; beslenme, giyim, kozmetik ve gün içinde kullandığım birçok şey için geçerli. Yapaylığa ve insan müdahalesine fazlasıyla maruz kalmış şeyler beni biraz tedirgin ediyor. Doğal olmayan bir gıdanın ya da pamuk ve yün gibi doğal malzemelerden üretilmemiş bir giysinin bana iyi gelmeyeceği düşüncesi hep zihnimde dönüp durmuştur.
Gelgelelim, teknoloji o kadar hızlı koşuyor ki zihnimde dönüp duran bu düşüncelerin yanından rüzgâr gibi geçerek artık düşündüklerimizi bile yönetebilecek bir hâle geldi.
AI (Artificial Intelligence / Yapay Zekâ), YZ (Yapay Zekâ), AGI (Artificial General Intelligence / Yapay Genel Zekâ – Güçlü Yapay Zekâ), LLM (Large Language Model / Büyük Dil Modeli)… İnternette denk geldiğim çeşitli adlandırmalar bunlardı.
Benim yapay zekâyla ilk tanışmam ise yurt dışı merkezli bir şirketin, yapay zekâ için geliştireceği bir proje ve tasarım hazırlama modülünün eğitilmesiyle gerçekleşti. İlk duyduğumda çok şaşırmıştım. Artık yapay zekâ, programlar vasıtasıyla çizeceğimiz projeleri bile bizlere sunabilecekti.
Bu fikir ilk başta bana ilginç, ama bir o kadar da korkutucu geldi. Eskiler biraz hatırlar; 2000’li yıllara, yani milenyuma girerken fenomen bir film serisi çıkmıştı: Matrix. Beni ve arkadaşlarımı çok etkilemişti. Konusu inanılmazdı. İşte bu yapay zekâ fikri aklıma anında o filmi getirdi ve irkildim.
Bu modül geliştirme işinde çalıştığım süre boyunca yapay zekâ fikrini biraz daha yakından araştırdım ve deneyimledim. Sağladığı kolaylıklar açısından çok güzel görünse de öğreticisinin insanlar olduğunu düşündüğümüzde, her konuda özgünlükten uzak ve bir o kadar da basmakalıp fikirler verdiğine şahit oldum. Yapay zekâ ile yapılan birçok şey bana ruhsuz ve tekdüze geldi.
“Peki, bizim mesleğimiz adına nasıl etkileri olabilir?” derseniz; sizi bilgi hamallığından kurtaracak, hesap kitap yapma işlerinizi azaltacaktır. Gerçi sorularımıza verdiği hesaplama sonuçlarının birçok kez hatalı olduğuna da şahit olduk. Ancak işin sanatsal ve tasarım boyutunu düşündüğümüzde, yepyeni fikirler, eserler ve tasarımlarla karşımıza çıkmayacağı düşüncesindeyim. Çünkü bize sunacağı şeyler, aslında yine bizim ona öğreteceğimiz şeylerin birer kompozisyonu olacaktır.
Yeni bir fikri ve teknolojiyi bu kadar kısa bir yazıda irdelemek ve anlatmak tabii ki zor. Fakat geldiğimiz noktaya baktığımda, bize sağlayacağı kolaylıkların yanında, artık pek fazla çalıştırmadığımız kafatasımızın içindeki o ilginç organı daha da az kullanacağımızı düşünüyorum.
Charles Darwin’in “kullanılmayan organ körelir” şeklinde özetlenen görüşünü düşündüğümde, bu durum geleceğe dair tedirginliğimi daha da artırıyor.
Belki de asıl sormamız gereken soru şu:
Yapay zekâ ne kadar gelişecek değil, biz onu kullanırken ne kadar düşünmeye devam edeceğiz?
Ramazan SARI


