Çanakkale İçinde Aynalı Çarşı

Merve UTKU

Bir türkünün izinde 1915’in hüznü, fedakârlığı ve unutulmayan hatırası

Adına türkü yazılan bir şehir düşünün… Toprağı nice yiğidin kanıyla yoğrulmuş, taşında şehitlerin hatırası, rüzgârında memleket hasreti saklı bir şehir… Çanakkale’den söz ediyorum. Nice genç, ardında annesini, babasını, eşini ve sevdiklerini bırakarak bu topraklara geldi. Kimi bir daha evine dönemedi, kimi ise ömrü boyunca cephede bıraktığı arkadaşlarının hatırasını taşıdı.

İşte “Çanakkale Türküsü” tam da böyle bir toprağın sesidir. Bir savaşın anlatımı değil yalnızca; yarım kalan hayatların, gözyaşlarının, hasretin ve vatan uğruna göze alınan büyük fedakârlığın türküsüdür. Her ezgisinde 1915’in izlerini, her sözünde cepheye giden bir Mehmet’in ardında bıraktığı o sessiz
vedayı bulmak mümkündür.

1915 yılı… Birinci Dünya Savaşı bütün şiddetiyle devam ederken Çanakkale, dünyanın gözlerini çevirdiği en kanlı cephelerden biri hâline gelir. İtilaf Devletleri, İstanbul’a ulaşmak ve Osmanlı Devleti’ni savaş dışı bırakmak amacıyla Çanakkale Boğazı’nı zorlar. Karşılarında ise vatan toprağını canı pahasına savunmak için Anadolu’nun dört bir yanından, Edirne’den Kastamonu’ya, Üsküp’ten Bağdat’a kadar bu coğrafyanın her köşesinden gelen kınalı kuzular vardır.

Tarih, bazen büyük harflerle yazılan zaferler ve koca koca anıtlarla anılır; bazen de kulaktan kulağa, dilden dile fısıldanan tek bir ezgiyle kalbimize kazınır. Çanakkale denince aklımıza ilk gelen o melodi, coğrafi bir yerin tarifinden öte, bu topraklarda yazılmış en acıklı, en asil destanın ta kendisidir.

Ve o mısralar kulaklarımızda çınlamaya başlar:

Çanakkale içinde aynalı çarşı
Ana ben gidiyom düşmana karşı
Off gençliğim eyvah…

Yıllarca o çarşının gerçekten de aynalarla süslü, hareketli bir pazar yeri olduğu düşünüldü. Oysa tarih bize gerçeğin çok daha hüzünlü olduğunu fısıldar. Çanakkale’nin ticaret merkezi olan o yapı, savaş yıllarındaki şiddetli bombardımanlarla büyük oranda yıkılmış; geriye adı ve o dönemin feryatları kalmıştır.

Aynı ses, bu kez geride bırakılan yarım kalmış hayatların acısını haykırır:

Çanakkale içinde bir uzun selvi
Kimimiz nişanlı kimimiz evli
Off gençliğim eyvah…

Parmağında henüz çıkmamış nişan yüzüğüyle, evinde gözü yolda kalan eşiyle gencecik fidanlardı onlar… Lise çağında toprağa düşen, sevdiklerine doyamadan giden binlerce gencin “gençliğime eyvah” diyen ortak sesidir bu. Ve o ses, hüznü en doruk noktaya taşıyan şu mısralarla yankılanmaya devam eder:

Çanakkale içinde vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni
Off gençliğim eyvah…

Ölümün kaçınılmaz olduğunu biliyorlardı, bu yoldan geri dönüş olmadığını… Ve o acının evlerde kalan yüzü, yürekleri dağlayan şu dizelerle dökülür dillerden:

Çanakkale içinde bir dolu testi
Analar bacılar ümidi kesti
Off gençliğim eyvah…

Analar babalar mektubu kesti
Off gençliğim eyvah…

Artık postadan haber gelmez, yollar gözlenmez, evlerde o derin sessizlik hüküm sürer…

Çanakkale bizim en hüzünlü yanımız… Orada “Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum” diyen o komutanın iradesi, o Mehmetçiklerin ve aziz şehitlerimizin hatırası yatıyor. Bugün Çanakkale Boğazı’na karşı rüzgâr eserken, o ezgi yürekleri dağlayan bir ağıt gibi dalgalanmaya; ellerine yaktığı kınalarla evlatlarını toprağa uğurlayan annelerin, gözü yaşlı sevdiklerinin kalbinde yankılanmaya devam ediyor.

Merve UTKU