Parayı Sağmak
Ramazan SARI
Merhaba sevgili dostlarım,
Fabrikaların bacası sönerken büyüyen illüzyon hepimizi öyle ya da böyle kandırıyor. Sanayi devriminden bu yana insanlığın en temel refah kaynağı net ve basitti: Bir hammaddeyi alır, işler, emek ve sermaye katarak somut bir değere dönüştürürsünüz. Tarladaki buğday un olur, demir çelikleşir, fikirler ürüne dönüşür. Ancak son onlarca yılda küresel ekonominin ekseni tarladan ve fabrikadan saparak tamamen finansal ekranların yanıp sönen rakamlarına hapsedildi. Paranın, üretim süreçlerine girmeden sadece “para” üzerinden getiri sağladığı —yani faiz ve fon odaklı— düzen, fiziksel üretimi içten içe kemiren gizli bir Asya kurdu gibi çalışıyor. Peki, reel üretimin yerine finansal rantiye oturduğunda sanayi ve tarım neden nefessiz kalır?
Sermayenin Kolay Olana Kaçışı ve Riskin Yer Değiştirmesi
Üretim yapmak sancılıdır. Bir fabrika kurmak; altyapı yatırımı, hammadde tedariki, iş gücü yönetimi, lojistik riskler ve makine yıpranması demektir. Yıllık reel getirisi %10-15 civarında olan ve binbir risk barındıran bir sanayi yatırımının karşısına; hiçbir risk almadan, sadece parayı bir fonda veya faiz enstrümanında tutarak %30-40 getiri imkânı koyarsanız, sermaye sahibinin tercihi nettir. Finansal getirilerin reel kârlılığı aştığı ekonomilerde, girişimci ruh ölür. Yatırımcı, risk alıp fabrika açmak yerine parasını likit enstrümanlarda tutmayı yeğler.
Artan Borçlanma Maliyeti ve Tıkanan Yatırımlar
Yüksek faiz ve fon odaklı yapılar, üretim için gereken taze sermayenin maliyetini doğrudan fırlatır. Bugün yeni bir üretim hattı kurmak veya teknolojisini yenilemek isteyen bir imalatçı, banka kredisinin maliyetini hesapladığında karamsarlığa kapılır. Üretim maliyetlerinin üzerine binen yüksek finansman giderleri, ya son ürüne zam olarak yansır (faiz kökenli enflasyon) ya da fabrikanın kepenk indirmesine sebep olur. Yatırım yapamayan sanayi, zamanla rekabet gücünü kaybeder ve teknolojik olarak demode hâle gelir.
“Kısa Vade” Çıkmazı ve Ar-Ge’nin Ölümü
Finans kapitalin en büyük hastalığı “çeyreklik” düşünmesidir. Fon yönetimi ve faiz piyasaları anlık ve kısa vadeli yüksek kazançlar peşinde koşar. Oysa gerçek ve fiziksel üretim zaman ister. Bir otomobil motorunun geliştirilmesi, yerli bir tohumun ıslah edilmesi veya biyoteknolojik bir ilacın üretilmesi yıllar süren Ar-Ge yatırımları gerektirir. Paradan para kazanma hırsı, uzun vadeli katma değer yaratacak stratejik projelerin kaynaklarını kurutur; kaynağı hemen nakde dönebilecek spekülatif alanlara aktarır.
İstihdamın Desteklenmemesi ve Yetenek Kayması
Finansal işlemler milyon dolarlık hacimleri tek bir tuşla döndürürken istihdam yaratmaz. Bir yatırım fonunun portföyünü iki katına çıkarması, toplumdaki tek bir işsize istihdam sağlamaz. Aksine, sermayenin fiziksel yatırımdan çekilmesi istihdam imkânlarını daraltır. Daha da tehlikelisi; ülkenin en parlak zekâları, mühendisleri ve genç yetenekleri fiziksel bir şeyler üretmek, icat yapmak yerine finansal spekülasyonların yapıldığı algoritmaları yazmaya yönelir. Akıl gücü, somut değer yaratmaktan sanal çarkları döndürmeye kayar.
Sonuç
Tarih bize defalarca göstermiştir ki, sadece kâğıt üzerindeki finansal enstrümanları büyüterek zenginleştiğini sanan toplumlar, ilk reel krizde çıplak kalır. İçinden geçtiğimiz zorlu dönemlerde tarladaki mahsulün, fabrikadaki bandın, atölyedeki çarkın önemi bir kez daha ortaya çıkmıştır.
Paranın üretime hizmet ettiği bir ekonomi sağlıklı işler; ancak paranın kendi kendini ürettiği ve fiziki üretimi bir yük olarak gördüğü yapı, sanal bir illüzyondan ibarettir. Unutmamak gerekir ki günün sonunda masaya koyduğumuz ekmeği, bindiğimiz arabayı veya giydiğimiz kıyafeti faiz ve fonlar değil; alın teri, makine yağı ve fiziksel üretim yaratır.
Ramazan SARI


